Reklâmlar ve Çocuklar

Çocuklar reklâm mesajlarını nasıl algılıyorlar? Bu durum, yaşlara göre nasıl değişiklikler gösteriyor?

Çocuklar reklâmları çok iyi izleyebiliyorlar, çünkü: dikkatlerini vermeleri için kendilerini zorlamalarına gerek kalmıyor, ek bir zahmet gerekmiyor. Özellikle, görerek ve yaparak öğrenme becerileri çok gelişmiş olan 5 yaşının altındaki çocuklar, reklâmlara çok iyi bakabiliyorlar. “Mesaj” görsel işaretlerle aktarılabilen cinsten ise ve çocuğun kavram dağarcığına uyuyorsa, “tam” algılanabiliyor. Yaş büyüdükçe sözel beceriler artsa bile, ilk baştaki görsel algılama eğilimi çok güçlüyse, reklâm görüntüsüne sözünü dinlemeksizin bakma alışkanlığı büyük yaşlarda da devam ediyor. Küçük yaşlarda yoğun televizyon seyretme pek çok çocukta sözel becerilerin güçlenmesini önlüyor; ya da sadece var olan bakma-görme becerilerini ihtiyaç duyulandan fazla güçlendiriyor; bu durum ömür boyu pek değişmeksizin sürüyor. Sabırsızlık, sonunu bekleyememe, tam anlamadan hareket etme gibi davranış özelliklerinin yaş büyüdükçe kaybolması gerekir; sözel becerilerin gelişimi bu ilerlemenin altyapısını oluşturur. Sürekli görsel işleyen bir beyin, sözel becerileri geliştirmekte zorlanabiliyor. Bazı çocuklar bu açıdan özellikle risk taşıyabiliyorlar. İlke olarak 3 yaşın altındaki çocukların televizyon reklâmı seyircisi olmalarını istemiyorum. Televizyon ve benzeri durumlarda karşılıklı olmayan, “tek-taraflı” ilişkiye küçük çocukların pek ihtiyacı yok...

Ebeveynler, çocukların reklâmla ilgili algı ve tutumları (örneğin reklâmda gördüğü her şeyi doğru kabul etmeleri veya satın alalım diye tutturmaları) karşısında nasıl davranmalılar? Bu türden durumlarda çatışma doğmaması için veya olası çatışmaların giderilmesi için neler yapılmalı?

Bu anne-babaların genelde çocuklarının isteklerini nasıl değerlendirdikleriyle ilişkili. Reklam çocukları alışverişe özendirici etkenlerden birisi... Vitrinler, büyük alışveriş merkezleri, güzel paketler gibi.

Satın alma dürtüsüne boyun eğmemeyi öğretmek, çocuk eğitiminin önemli bir aşaması:

  • Hangisi uygun, hangisi kabul edilebilir?
  • Neden satın aldığını biliyor mu?
  • Hangi ihtiyacı için satın alınsın istiyor?

Burada çocuğa öğretilen bilinçli tercih yapmak. Kendini tutmayı öğrenmek... Anne-babanın model teşkil edebildiği, kararların zamana yayılarak verilebildiği ortamlar, reklâmların lüzumsuzu satın aldırıcı etkisine karşı koyabilmek için bir asgari koşul.

Sadece reklâmlarda değil, herhangi bir medya aracından (internet, gazete vs) öğrenilen bilgi “öyleymiş” gibi kabul ediliyor. Sanki sihirli ya da ilahi bir kaynaktan geliyormuşçasına inandırıcı olan bu tip bilgiler genel geçer doğru kırıntılarının yanında yayıncının, reklâmcının, ya da üreticinin inanmamızı istediği bilgileri de içeriyor. Biz de, genel geçer doğruyu zihnimizden içeri alırken, diğer bilgileri de aynı kesinliğe sahipmiş gibi yanında kabul ediyoruz. Aynı sağlamlıkla inanıyoruz. Çocuklarda zihinsel mekanizmalar genel geçer klişelere karşı çok geçirgen olduğundan ötürü, bu inandırma işlemi kolay oluyor... Ama zihin böyle bir şey işte...


Reklâmlarda çocuk oyuncuların kullanılmasını nasıl değerlendiriyorsunuz? Çocukla
rın, yetişkin izleyicilerin reklâm mesajlarını algılamalarında nasıl bir etkisi oluyor? Çocukların kullanılması ne derece doğru?

Reklâmda çocukların oynaması, ilgi çekici ve hoş duygular uyandırıcı bir etki; çocukların pozitif duygularla ilgili beyin sistemlerini otomatik olarak harekete geçirdiklerini biliyoruz. Bir çocuk gördüğümüzde, davranışlarımızın, ses tonumuzun nasıl değiştiğini düşünün bir... Gördüğümüz reklâma, “etkiye açık” olarak yaklaşmamızı sağlıyor. Çocuk içeren bir reklâm (içeriği kime yönelik olursa olsun), taklit davranışını kolayca doğurabiliyor. Çocukların taklit eğiliminin ne kadar güçlü olduğu malûm. Hele gerçek ve hayal ayrımını yapma yetisini henüz tam kazanmamış (okul öncesi) çocuklar için neyin taklit edildiği (bizim için) önem taşıyor. Filmlerde, reklâmlardaki çocukların davranışlarını diğer çocuklar taklit ediyor diye püritence bir yasakçılık taraftarı değilim. Daha ziyade başka insanlara kötü muameleyi özendiren reklâmlardan hoşlanmıyorum. Ya da hayatın gerçeği olan, ama bir reklâm filminde yer alması gerekmeyen birçok şey var. Örneğin, çocukların çalışması ve çocuk işçiler hayatın tatsız bir gerçeği; ama bunun reklâm filminde ele alınarak meşrulaştırılmasını doğru bulmuyorum. Yaz tatilinde çalışan çocuk, babasına yardım eden çocuk değil, “çocuk işçi” burada kastettiğim. Çocuklarımızın reklâmların içeriğinden etkilenmesini istemiyorsak, bunun en kestirme yolu hangi saatlerde ve neleri seyrettiğini bilmek, denetlemeyi başaramıyorsak, televizyon izleme saatlerini sınırlamak bir yol olabilir. Her televizyonun bir açma-kapama düğmesi var... Yayıncılardan beklenen ise reklâm yayın saatlerinin çocuklara göre ayarlanması.

Bir de son zamanlarda eklenen klip-reklam sendromu tartışması var?

Klip sendromu tanımı geçersiz, yanıltıcı bir tanım; yani, klip ya da reklam seyrederek otistik olunmuyor. Ama dil gelişimini tamamlamamış, iletişimi becerileri tam oturmamış çocukların, günlerini klip kanalları başında geçirmeleri gelişimlerini bozabiliyor; özellikle sözel becerilerini kısıtlayıcı etkiler yaratabiliyor. Genetik yatkınlık taşıyan çocuklarda bu etkiler otizm belirtilerinin ortaya çıkmasına yol açıyor. Bu tip gelişme gecikmelerine ne kadar erken müdahale edilirse, o kadar iyi... Ama dört yaşından sonra hiçbir şey yapılamaz vs gibi görüşlerin de pek bir geçerliliği yok; gazete başlıklarına yansıtılış şekli anne-babaların kafasını karıştırıcı oldu galiba...

Peki, ne yapalım? Üç yaşının altındaki çocuklara yemek yedirmek için klip ve reklam seyrettirmek dışında bir yol bulalım; küçük çocukların edilgin ve bakarak izleyen olduğu durumların dışına çıkmalarına yardımcı olalım...

Nasıl mı? Oyun ne güne duruyor? Yanına oturup, sıkıntımıza tahammül edip, göz göze diz dize zaman geçirelim... Bütün gün mü? Ne mümkün... Ama TV karşısında çocuk oyalama ihtiyacı bir “realite” ise (-ki öyle), 3 yaşından küçük çocuklara özel programları arayıp bulsak daha iyi olur...

KAYNAK: Prof.Dr.Yankı Yazgan

  • Digg
  • del.icio.us
  • StumbleUpon
  • Yahoo! Buzz
  • Technorati
  • Facebook
  • TwitThis
  • MySpace
  • LinkedIn
  • Live
  • Google
  • Reddit
  • Sphinn
  • Propeller
  • Slashdot
  • Netvibes

1 yorum:

  1. kamer dedi ki...

    Merhaba
    Yazınızı okudum bir çok konuda ki yorumunuza katılıyorum.Ancak 7 yıldır özel eğitimde çalışıyorum.Çalıştığım kuruma otizim tanızsı ile çocukları doktorlar gönderiyor.Ve ilk bakışta gerçekten otistik sanırsınız.1 yıllık bir eğitimle ev içi düzenlemelerle yol kat ediyorlar.Doktorlara o çocuklar otistik demiyorum ki ben zaten Klip -sendromu diyorum ikisini bir birine karıştırmasak iyi olur.Sadece belirtiler ortak.Lütfen sayın anne babalar ,çocuklarınıza sesiniz kötüde olsa şarkıları siz söyleyin.Keşke dememek için...Ben de bir anneyim.